"Bir Çift Sözüm Var"da Ara

2 Eylül 2014 Salı

Oyunculukta Metamorfoz - Yaşamda Metamorfoz

(Bu yazı çok isteyip de erişemediği ciğere "mundar" diyen kedilerin ilhamı ile yazılmış ve doğal olarak onlara ithaf edilmiştir)

17 Temmuz 2014 Perşembe

Tiyatro öğrencisi nasıl seçilmeli?

Öteden beri düşünüyorum; tiyatro bölümlerine öğrenci nasıl seçilmeli? Mezuniyet tarihim eskiyip, mesleki eğitimin içinde yer işgal etmeye başlayınca bu konu üzerinde daha çok soruyla karşılaşmaya başladım. Doğal olarak her soruya verilen yanıt, düşüncelerin ve önerilerin çoğalmasını sağlıyor. Şimdi bunları derleyip arka arkaya sıralayalım ki, belki bir öneri ya da görüş halini alırlar.

24 Ağustos 2013 Cumartesi

Beyaz Türkler dönercide dönerler

Eski bir dostum yakınlarda yaşadığı bir olayı anlattı.
Öykü Ankara'nın yeni muteber semti Çukurambar'da geçiyor. Bilmeyenler için; bu semt, yeni sitelerin yapıldığı, lüks ve şık lokanta, kafe, vb'nin yoğun olarak bulunduğu bir yer. Dostum buradaki bir dönerciye eşi ile yemeğe gider. Tesadüf bu ya, kabinenin gençten bir üyesi de ailesi ile buraya gelir. Son derecede şımarık bir de çocukları vardır. Çocuğun verdiği rahatsızlık yetmez gibi, herkesin döner yemeye geldiği mekanın tam ortasına yerleşen bakanın masasında gayet abartılı, alevli - gürültülü bir kebap pişirilir. Bütün müşteriler rahatsız olmuştur. Bakanı fark edenler birer birer garsonları çağırarak servislerinin yerlerini değiştirir. Sonunda mekandaki herkes ortada bulunan mühim (!) masaya sırtını dönmüştür.
Bu sessiz ve gayet ağır protestoyu sayın bakan anlamış mı, bir tepki vermiş mi, orasını dostum anlatmadı. Ah şu beyaz Türkler

23 Mayıs 2013 Perşembe

Esinti

Esti işte... Tıp uzmanı falan değilim. Ama, okuduğum,  duyduğum, kulağımın bir kenarında kalan bir bilgi kırıntısı takıldı kafama, dönüyor ha dönüyor.
Kanserli hücreyi düşünüyorum. Bilir misiniz neden zorlu bir hastalıktır kanser? Çünkü mikrop, virüs vb. bir nedene dayanmaz. Ama genetik miras, ama yaşamda karşılaşılan etkenler gibi değişik sebeplerle bedenin kendi hücresinin başkalaşması sonucu kendi kendine saldırmasıdır. Yani programı değişen hücreler kendi bedenlerini öldürmektedir. Bir doğa harikası olan bağışıklık sistemi, dışarıdan gelen saldırılarla savaşmak üzere düzenlenmiştir. Dost kuvvetlere, yani bedenin kendi ögelerine zarar vermez. Kanserli hücre de bizatihi bedenin kendi malıdır. Ve bağışıklık sistemi buna saldırmayı reddeder. Sonuç; beden zaten kendi kendine mücadele etmez, dışarıdan erken  fark edilip sıkı bir müdahale de yapılmazsa iyileşme neredeyse olanaksızdır. Peki ne yapmak gerekir? Gözünü açık tutmak,  durum değerlendirmesini asla ihmal etmemek, çok gerekiyorsa ve çözüm olacaksa bir an önce kanserli dokuyu bedenden çıkarıp atmak...
Nereden mi geldi aklıma?  Hiiiç... Öylesine düşündüm işte...

21 Mart 2013 Perşembe

Anadolu'yu ışıtanlardan Nasrettin Hoca

Öteden beri tiyatroyu bir düş görmeye benzetirim. Çocuk oyunları, bu düşlerin içinde en mutlu çocuğun, en renkli düşleri gibidir. Bu seferki düşümüzde Anadolu'yu gökkuşağının tüm renkleriyle ışıtanlardan Nasrettin Hoca'yla buluştuk.

2 Temmuz 2012 Pazartesi

2 Temmuz


İnsan suretinde odunlar...
Dizi dizi, çığlık çığlık.
İnsan suretinde odunlar;
Ne izan, ne vicdan...
Odunlardan bir orman.
Eli var, ayağı var, kalbi yok.
Üstünde alevi var, ışığı yok.
İnsan suretinde odunlar.
Yaktılar.
Yaktılar korku suretindeki insanları...
İnsanları.
Gün geçti, ay geçti, kim bilir kaç yıl geçti,
Ağalar, beyler,
Hatırlılar, güçlüler,
Koydular "insanlık" adına
Korku suretindeki insanların arasına onları tutuşturan insan suretinde odunları.
Ey devran!
Her yaprağında ilerler görünürken tarih suretinde rakamlar,
Nasıl bunca geri gider bu topraklar?
Yeter bunca titrediğimiz kâh öfkeden, kâh hırstan,
Kâh kederden, kâh korkudan.
Sıra sende.
Şimdi sen titre bir kere ve gel kendine.

(Bu satırlar 2 Temmuz 2011 tarihinde yazılmıştır)

1 Mayıs 2012 Salı

Tiyatronun iki ayağı

Tarih boyunca çekinmeden ve onurla muhatabının karşısında doğruları söylemiş meslektaşlara...

19 Mart 2012 Pazartesi

Çok yolumuz var...

2-3 hafta önce Adana'da "Murtaza" oyunumuzu topluca seyreden bir okulun öğrencileri ile söyleşiye gittik. Liseli gençlerle 2-3 saat kadar sohbet ettik. Kimi ile Murtaza kahraman mıdır, anti-kahraman mıdır diye tartıştık, kimi ile oyunculuk üzerine konuştuk. Sonra arkalarda oturan bir "delikanlı" el kaldırdı ve sordu

- Hiç yüzüme vurma dediniz mi?
- Anlayamadım?
- Kavga ederken "Yüzüme vurmayın" falan dediniz mi? Oyuncu olduğunuz için...

Önce soruyu anlamaya çalıştım. Anladığımda ilk anda daha çok şaşırdım, ve yanıt verdim :

- Ben hiç kavga etmedim.

Delikanlının anlamakta güçlük çektiğini görünce konuyu biraz daha açmak zorunda kaldım :

- Yani hiçbir kavgam ya da tartışmam "fiziksel şiddet" boyutuna varmadı.

Sonra çıkışta kendi kendime düşünmeye daldım. Acaba hiçbir zaman gerçekten bir mücadele içine girmemiş miydim? Girmiştim. Hep derdimi anlayan insanlarla mı karşılaşmıştım? Hayır. Korkak biri miydim? Pek sayılmaz. Peki fiziksel bir kavgaya girmemiş olmak bunca şaşırılacak bir şey mi? Görünen o ki, kimi insanlar için evet. Soru, cevap, soru, cevap...

Sorgularım sürdü, bitti... Sonra; kendimi tebrik ettim. Hemen ardında da "kemal" yolunda toplumda ne çok yolumuz olduğu konusuyla bir kez daha yüzleştim.